ANA

SAYFA

HIZLI OKUMA KURSLARI

YETER Kİ İSTE seminer

ELEKTRİK MESLEK RESMİ

TELEFONLA ÇİÇEK SULAMA

ENDÜVİ KONTROL CİHAZI

TAŞKÖPRÜ SARIMSAĞI

HAYATİ DURMUŞ

 

TAŞKÖPRÜ

 

 

OKULUM

 

 

İLETİŞİM

 

24 KASIM 2004 "ÖĞRETMENLER ARASI ANI YARIŞMASI"

 

Aşağıdaki anı; 24 Kasım 2004 Öğretmenler günü dolayısıyla düzenlenen öğretmenler arası anı yazma yarışmasında Kastamonu üçüncüsü seçilmiştir.

TARİFİ İMKANSIZ HEYECANLAR

Her şey soğuk ve karlı ocak ayının bir günü okulun giriş kapısına asılmış olan afişle başladı. Öğrencilik dahil öğretmenlik hayatımda ilk kez gördüğüm bu afişin başlığı şöyleydi: “MEF Türkiye Lise Öğrencileri Arası 10. Araştırma Projeleri Yarışması”. Bir eğitim kurumunun gönderdiği bu afiş, Türkiye’deki tüm lise ve dengi okul öğrencilerinin, Fizik, Kimya ve Biyoloji dallarında hazırlanacak projelerle katılabileceği bir yarışmaya davet ediyordu.

 

O anda içimden karmaşık duygular geçiyor ve neden olmasın diyordum. İçimdeki araştırma duyguları alevlendi ve bu hislerimi öğrencilerimle paylaşmak için hiç beklemeden sınıfıma koştum. Afişteki çağrıyı öğrencilerimle paylaştım. İlk söylediğimde pek olumlu tepkiler alamasam da yılmadım ve beraber çalışmayı kabul eden beş öğrencimle işe koyuldum. Yeni projeler üretmek kolay olmuyordu. Hazırlanacak projelerin bazı şartları içermesi zorunluydu. Projeler, bilimsel bir araştırma niteliği taşıyacak, orijinal olacak ve daha önceden herhangi bir yarışmaya katılmamış olacaktı. Hemen değişik projeler üzerinde çalışmalara başladık. Ne var ki bu projelerden bir tanesi diğerlerinden birkaç adım öne çıkıyor ve bizlere yarışma için ümit veriyordu. Rüyamda gördüğüm bir olaydan esinlendiğim bu proje için okulun teknik imkanlarını da kullanarak haftanın her günü çalışıyorduk. Taşrada bulunmamızdan dolayı birtakım teknik araç ve gereç temininde zorluklar çekiyorduk. Bunları büyük şehirlerden getirtmek te zaman alıyordu. Bir buçuk aylık yoğun çalışmalar sonunda deneylerimiz olumlu sonuçlar verdi ve projemizi olgunlaştırdık. Fizik dalında yarışmaya katılacağımız, emek verip büyüttüğümüz, ilmek ilmek dokuduğumuz projemizin adını koymuştuk: “Telefonla Çiçek Sulama Sistemi”

 

Şubatın ortalarında doldurduğumuz başvuru formunu, Mayıs ayındaki yarışmaya davet edileceğimiz beklentisiyle gönderdik. Nisan ayının ortalarında atölyede öğrencilerimle beraber çalıştığım bir esnada, yarışmaya katılan öğrencilerimizden birisinin velisi ziyaretime geldi. “Bugün eve yarışmayı düzenleyen kurumdan telefon geldi, siz yarışmaya katılmaya hak kazanmışsınız ve hemen onlarla irtibata geçmeniz gerekiyormuş” dedi. Hiç durmadan yerimden fırladım ve telefona sarıldım. Organizasyon sorumlusunu arayarak bu aşamadan sonra neler yapmamız gerektiğini öğrendim. Çok mutluydum, içim içime sığmıyordu. Hiç vakit kaybetmeden yeniden çalışmalara başladık. İlk önce projemizin özet raporunu hazırlayıp gönderdik. Projemizi daha gerçekçi ve kullanılabilir hale getirmek için yeni açılımlara giriştik. Halkın da fikirlerinden yararlanmak için değişik yerleşim birimlerinden 303 kişiye anket uyguladık. Gelen teklifler doğrultusunda projemize yeni özellikler ekledik ve uzun uğraşlar sonunda iki adet prototip sistem hazırladık. Bu sistemin kusursuz çalışması adına ikiyüzü aşkın deney gerçekleştirdik. Başarısız deneylerimizde hep beraber üzüldük ancak başarılı deneylerin sonundaki sevincimiz görülmeye değerdi.

 

Yarışmadan umutluydum çünkü çok çalıştığımıza inanıyordum. Sıkı beyin jimnastiği, usanmadan yaptığımız araştırmalar, deneyler ve döktüğümüz alın terleri beklentimizi haklı çıkartıyordu. Bıkmadan, usanmadan ve azimle çalışıyorduk. Bazı geceler gözüme uyku girmiyor, uyuduğumda da rüyalarımda hep projemizi görüyordum.

 

Artık yarışma zamanı yaklaşmıştı. Pazar günü İstanbul’a gidecektik. Heyecan doruk noktaya ulaşmıştı. Çünkü gece gündüz demeden aylarca çalışmış ve sona yaklaşmıştık. O günün sabahı son kez toplandık. Çalışmalarımızı bir kez daha kontrol ettik. Cihazlarımızı ve dokümanlarımızı paketledik. Akşam yapacağımız yolculuk için son kez öğrencilerimle randevulaştım ve öğleye doğru evime geldim. Ancak yerimde duramıyordum. Kısa bir müddet sonra fenalaşmışım. Hastanede sakinleştirici bir iğnenin tesiriyle gözlerimi açtığımda, aşırı heyecan ve yorgunluğun beni bu hale getirdiğini öğrendim. Kendime gelmem çok sürmedi. Bir iki saat sonra hiçbir şeyim kalmamıştı ve akşam saatlerinde iki öğrencimle birlikte yarışmaya katılmak üzere otobüsle İstanbul’a hareket ettik.

 

Sabahın erken saatlerinde indiğimiz terminalden bizleri servislerle alarak serginin ve yarışmanın yapılacağı salona götürdüler. Sergi ve yarışma beş gün sürecekti. İlk gün hazırlık çalışmalarının yapılacağı gündü. Hemen bize tahsis edilen panomuzu hazırladık. O gün öğle yemeğinden sonra bizleri kalacağımız otele götürdüler. Odalarımıza yerleştik ve serginin ilk gününü beklemeye başladık.

 

Salı günü sabahı güneş bizler için daha bir farklı doğmuştu. Bizleri servislerle otelimizden sergi salonuna götürdüler. Panomuzdaki prototip cihazımızı hazırladık ve canlı telefon hattıyla testlerimizi bir kez daha yaptık. Artık hazırdık, sorulacak soruları cevaplamaya ve sistemimizin çalıştığını göstermeye.

 

Açılış töreni başladı. Kalabalık bir davetli topluluğu vardı. Konuşmalar yapıldı, bazı bilgiler verildi. Fen eğitimini desteklemek ve gençleri bu alanda araştırmaya yöneltmek amacıyla Türkiye genelinde tüm lise ve dengi okul öğrencileri arasında yapılan bu yarışmaya, Türkiye’de o dönemde bulunan 5 bin 963 liseden gelen 335 projeden, sergilenmeye değer bulunan 65 projenin incelenmek üzere sergide hazır olduğu anlatıldı. Konferans salonundan çıkan kalabalık, protokol erkanı ve basın mensupları sergi salonuna gelerek tek tek standları gezmeye başladılar. Kısa bir süre sonra bizim standımızda öbek öbek kalabalıkların oluştuğu gözlerden kaçmadı. Bunu gören gazeteci ve televizyoncular standımıza akın ederek röportaj için adeta birbirleriyle yarıştılar. Bizler bu ilgiden memnunduk ancak bu kadarını beklemediğimiz için çok şaşırmıştık. Kalabalığın ve basın mensuplarının ilgisi ve sorularına yetişmekte güçlük çekiyorduk. Sayısız gazeteci ve televizyoncuyla röportaj yapmıştık. İlgi arttıkça bizler de seviniyor, daha da umutlanıyorduk ki o esnada gelen ziyaretçilerden bir tanesi bizleri çok duygulandırdı. Okulumuzun kurucusu Mustafa Sıtkı Erkek ve eşi bizlere başarı dilemek için o yaşlı halleriyle kalkıp gelmişlerdi. Ben ve öğrencilerim çok sevinmiş ve gelen tanıdıklarla büyük moral bulmuştuk.

 

İlk gün sergi devam ediyordu. Bir ara bir görevli gelip organizasyon sorumlusunun odasına gitmemi istedi, gittim. Bu sorumlu müdür, yarışma tarihi boyunca ilk defa olduğunu söylediği ve bunun için Seçici Bilim Kurulu’ndan özel izin alınan bir teklifte bulunuyordu. Gösterilen yoğun ilgiden dolayı özel bir televizyon kanalı projemizi haber bültenlerinde canlı olarak yayınlamak istemiş ve bizim onayımızı bekliyormuş. Çok şaşırmıştım, kabul ettim. Ben ve öğrencilerim, hep karşısına geçip izlediğimiz televizyonda haber konusu olacaktık, hem de gurur verici bir sebeple. Özel televizyon kanalının ulaşım aracı bizi alarak canlı yayın yaptıkları stüdyoya götürdü. Kameraların karşısına geçtik ve projemizi canlı yayında çalıştırarak tanıttık. Çok ilgi çeken bu yayından sonra da aynı araçla bizi aldıkları yere geri götürmüşlerdi. Hepimiz çok sevinçliydik, yerimizde duramıyorduk. Yayının arkasından tekneyle yaptığımız boğaz turu da bizim heyecanımızı kesmemişti.

 

Ertesi gün sabah sergi salonuna gidip gazetelerde bizden bahsedildiğini gördüğümüzde bir kez daha heyecanlandık. O gün sergi salonuna, gazeteleri gören ve bir gün önceki haber bültenlerini izleyenler akın ediyordu. İlk gün gelmeyen televizyon kanalları da röportaja gelmişlerdi. Ben Kastamonu’luyum, Taşköprü’lüyüm diye gelenlerin sayısı da azımsanamayacak derecedeydi. Bu ilgi bizleri daha da umutlandırıyordu. Bu arada ben de diğer standları geziyor, projeleri inceliyor, öğretmen ve öğrencilerle konuşuyordum. Katılanların büyük bir çoğunluğu daha önceden böyle bir yarışmaya defalarca katılmış okullardı. Sergiye katılan 65 projeden 62 projenin sahibi okullar; Fen Lisesi, Anadolu Lisesi, özel kolej veya askeri liselerdi. Geri kalan 3 projeden ikisi, şehir merkezlerinden katılan süper liselerdi. Bir ilçeden katılan devlet okulu ve de meslek lisesi olarak sadece bizim okulumuz vardı. Çok özel imkanları olan, üniversitelerin olduğu merkezlerde bulunan, çok iyi derecede öğrenci kapasitesi olan elit okulların arasında başarılı olabilmek zor gibi görünüyordu. Her ne kadar aşırı ilgiye mazhar olsak ta  diğer projeler, okullarının ve tecrübelerinin üstünlüğünden dolayı bizleri düşündürüyordu. Çünkü projelerin değerlendirmesini halk değil, profesörlerden oluşan bir kurul yapacaktı. O kuruldan iki fizik profesörü üçüncü gün standımızı gezdi, incelemelerini yaptı, sorularını sordu ve bizlerde olumlu bir intiba bırakarak ayrıldı.

 

Hareketli geçen sergi günlerinden sonra final günü gelmiş çatmıştı. Değerlendirmeler yapılmış, puanlar verilmiş, dereceler tespit edilmişti. Ne var ki yetkililer ser veriyor, sır vermiyorlardı. Sonuçlar için çaresiz ödül törenini bekleyecektik. Ödül töreni de açılış töreninin yapıldığı konferans salonundaydı. Salonda yerlerimizi almıştık ama yerimizde duramıyor, el ve ayaklarımız titriyordu, çok ama çok heyecanlıydık. Bizlerden daha heyecanlı biri daha vardı ki, o da yanımda oturan Mustafa Sıtkı beyin eşi Hikmet hanımdan başkası değildi. Nihayet tören başlamıştı. Konuşmalar ve özel gösterilerden sonra sıra derece alanları açıklamaya ve ödülleri dağıtmaya gelmişti. Ödüllerde sıralama, Biyoloji, Kimya ve Fizik şeklindeydi. Her dalda da önce 3 mansiyon dağıtılıyor, arkasından üçüncü, ikinci ve son olarak ta birinciler açıklanıyordu. Bu durum törene daha bir heyecan katıyordu.

 

Biyoloji ve Kimya dallarındaki ödüller sahiplerini bulmuştu. Sıra Fizik ödüllerine gelmişti. Bizler, acaba ödül alacak mıyız, alacaksak hangi dereceye layık görüleceğiz beklentisiyle yerimizde duramıyorduk. Birinci mansiyon açıklandı, biz değiliz, ikinci mansiyon açıklandı, biz değiliz, üçüncü mansiyon açıklandı, biz değiliz, üçüncülük açıklandı, biz değiliz, ikincilik açıklandı yine biz yokuz ama bu arada bizim de kalbimiz yerinden fırlayacak gibi atıyordu. Sunucu son olarak “Fizik dalının birincisi, Taşköprü…” der demez hep birlikte ok gibi yerimizden fırlayıp tarifi mümkün olmayan bir duygu yumağına örülüp, birbirimize sarıldığımızı ve salondakilerin hep birlikte ayakta bizleri alkışladığını, sonradan izlediğimiz görüntülerde fark ettik.

 

Evet bilimsel bir yarışmaya katılmış ve Türkiye birincisi olmuştuk. Okulumuzun kurucusu Mustafa Sıtkı bey ve eşi Hikmet hanıma da (kendi deyimleriyle) ömürlerindeki en büyük hediyeyi vermiştik.

 

O anda bir öğretmen olarak, bütün olumsuz şartlara rağmen, öğrencilerime böyle bir başarıyı tattırmanın, maddi hiçbir şeyle değiştirilemeyen mutluluğunu göz yaşlarımdan başka bir şeyle ifade edememiştim.

 

O gün tarihe bir not düşülmüştü: 18 Mayıs 2001 Cuma, Telefonla Çiçek Sulama Sistemi Türkiye birincisi…

 

ANA

SAYFA

HIZLI OKUMA KURSLARI

YETER Kİ İSTE seminer

ELEKTRİK MESLEK RESMİ

TELEFONLA ÇİÇEK SULAMA

ENDÜVİ KONTROL CİHAZI

TAŞKÖPRÜ SARIMSAĞI

HAYATİ DURMUŞ

 

TAŞKÖPRÜ

 

 

OKULUM

 

 

İLETİŞİM